Sinirlenmek Güzeldir, Şiddete Dönüşmesini Engellediğimiz Müddetçe

       Stres ve sinir durumları ile başa çıkma yöntemimiz farklılık gösterir. Göstediğimiz farklılık ve tepkiler de, kişilik oluşumumuz ile kendimizi tanımlama şeklimizde büyük rol oynar. Güzel duyguları kabul edip onlarla gurur duymak kadar sinir ve stresimizi de kabul etmeliyiz. Sinirimizi, stresimizi ve bunların varyasyonlarını dışarı vuruşumuzu elimizden gelen en güzel yolla yapmalı ve sonrasında seçtiğimiz yoldan da gurur duymalıyız. Etrafınızda sevincini, heyecanını veya mutluluğunu paylaşan, bunları farklı yollarla gösteren sayısız insan görmüşsünüzdür. Ya da üzüntüsünü bir şekilde dışarıya yansıtan ve bunun için yardım talep eden. Mutlu olduğumuzda, güzel haber aldığımızda veya üzüldüğümüzde eşe dosta çiçek, yemek veya küçük süsler dağıtıyoruz peki sinirli veya stresliyken neler yapıyoruz?

        Çalıştığım kurumda günümün en az 6 saatini stres bozukluğu yaşayan çocuklarla geçiriyorum ve karşılaştığım deneyimler bana bunun üzerinde düşünmek için çok yardımcı oluyor. Duyguları tanımlamayı ve onları kabul etmeyi öğretirken, olumlu duygular kadar olumsuz duygulara da yer veriyoruz. Hatta kurumumuzdaki çocuklar olumsuz duyguları yanlış dışa vuran anne babalara veya çevreye sahip oldukları için olumsuz duygular üzerinde daha çok çalışıyoruz. Özellikle sinir, stres, kaygı, üzüntü gibi iç içe geçmiş duyguları ayırmak ve bunları isimleri ile etiketlemek bizim için çok önemli. Duygularımızı etkiledikten sonra, kendi fiziksel ve ruhsal durumumuza göre başa çıkma yöntemleri bulmalıyız. Son olarak da duygu etiketimizi ve bulduğumuz çözümü çevremizdeki kişilerle paylaşıp onları olan biten hakkında bilgilendirmek, duygularımız durulduğunda devam edeceğimiz ilişkiler için önem taşıyor. Yaş ve cinsiyet fark etmeksizin uygulamamız ve kendimize göre çeşitlendirmemiz gereken bu yolları çocuklara da anlatıyoruz.

      Yolları çok güzel uygulayan iki çocuktan sizlere kısaca örnekler vermek istiyorum. 8 yaşlarında ileri derece stres bozukluğu olan bir oğlan çocuğu bunlardan bir tanesi. Ailesinde gördüğü şiddetin dışa vurumunu tabi ki şiddet olarak gösteriyor ve başı sıkıştığı her an bu kısa yola kaçmak istiyor. İlk olarak sahip olunabilecek tek duygunun şiddet olmadığını, duygularını iyice yokladığında aslında içinde kaygı, stres, hayata karşı üzüntü gibi farklı varyasyonların da olduğu uzunca bir süre anlatıldı. Daha sonrasında ise bütün bu duygularını hissetmesinin çok doğal olduğu söylendi. Eğer bunları sadece söylüyor olsaydık, kesinlikle bir etki etmezdi. Bu sebeple uygulamaya da geçirmeliydik ve kurumumuzda bunun için çok güzel bir ortam vardı. Bir akşam yemekten sonra erken yatacak olmasına sinirlenen aynı çocuk çığlıklar atmaya ve eline geçen objeleri fırlatmaya başladı. Etrafınızda sinirini gösteren birisini gördüğünüzde ondan kaçınmak veya içinizdeki siniri göstermek gibi yollar karşınıza çıkar. Diğer çocuklar da tabi ki bu yollar arasında seçim yapmaya başladılar. Asıl sinirli olan çocuğu zar zor da olsa karşımıza alıp konuştuğumuzda, bütün gününü sadece ona verilen sorumlulukları yerine getirmek için harcadığını, hiç oyun oynayamadığını ve şimdi de uyku vaktinin geldiğini söyledi. Bu durum onu sinirlendirmiş çünkü kendi mutluluğu ve isteklerini yapabildiği bir gün geçirememişti. Aslına bakılırsa kesinlikle haklı bir isyandı çünkü sahip olduğu enerjiyi aktarmak istediği çok daha farklı yerler varken yetişkinlerin verdiği sorumluluklarla boğuşmuştu. Bunun sonucunda biz de onun benim sorumluluğumda enerji ve sinirini atması için tasarlanmış odamıza gitmesini çözüm olarak bulduk. Bu oda bütün yerleri ve tavana kadar bütün duvarları koruma minderi ile kaplı ses yalıtımına sahip bir yer (gerçek fotoğrafına sahip olmadığım için internetten bulduğum bir benzerini sizinle paylaşıyorum aşağıda. Böylece canlandırmanız çok daha kolay olacaktır). İçerisinde kocaman bir kum torbası, plastik top ve iki sünger sopa haricinde hiç bir şey barındırmıyor. Bizim karşılaştığımız sorun için 15 dakika yeterliydi ama çocuğun sahip olduğu sinirin sebebi miktarı gibi faktörler baz alınarak süresi değiştirilebilir. 15 dakika boyunca ikimiz odanın içerisinde onun istediği sinirini ve enerjisini dışarı vurabileceği her aktiviteyi yaptık. Kum torbasına yumruk atmak, duvardan duvara koşup tavana tırmanmak, güreşmek, plastik topa var gücümüzle tekme atmak, koşarak kendimizi yerlere atmak ve bunları yaparken kahkahaya dönmeye başlayan çığlıklarımızı da ekledik. 15 dakika bittiğinde, terlemiş ve yorgunluktan yürüyemeyecek hale gelmiş, bir an önce uyuyup dinlenmek isteyen ama kahkahalarına devam edip kendince neşeli hikayeler anlatan bir çocuk vardı karşımızda.

      Diğer bir çocuğumuz ise 10 yaşında, okul başarısı biraz düşük ve okulu sevmeyen bir kız çocuğu. Yaptığı ödevi çok hızlı bitirmek istediği ve el yazısını kesinlikle sevmediği için yazma ödevleri gözünde çok büyüyor. Ödev tamamen el yazısı alıştırması olduğu ve asıl amaç güzel yazmak olduğu için kendisini ister istemez zorlamamız gerekiyordu. İlk yaptığı ödevde bütün yazıları birbirine karıştığı için kocaman bir A4 boyutundaki ödev silinmiş ve ikinciye yaptığı ödev de gerekli düzende olmadığı için üçüncüye yapması gerektiği kendisine söylenmişti. Diğer arkadaşları çoktan ödevlerini bitirmiş oyun oynarken, ödevini silip en baştan yapması gerektiğini duymak tabi ki onu sinirlendirmişti. Bu üzücü haberi benim ona vermem gerekiyordu ve dizlerimin üzerine çöküp göz teması kurmaya özen gösterdim. Ödevinin onaylanacağını ve arkadaşları ile oyun oynayacağını uman bu kız çocuğunun üçüncüye aynı ödevi yapması gerektiğini duyduğu anda gözlerinden alev topu fışkırdı. Avazı çıktığı kadar bağırmak için azını açtı ve sonra durdu. Derin bir nefes verdi ve şu cümleyi kurdu “Özge, bütün günüm okulda geçti, bu yetmiyormuş gibi en az o kadar saati de bu ödevi güzel yapmaya harcamamı bekliyorsunuz. El yazımın güzel olmadığını ve bu ödevden keyif almadığımı bildiğiniz halde beni zorluyorsunuz. Ödevi düzgün yapana kadar burada oturup kalacağımı biliyorum ve yapmam lazım. Ama şu an sadece sana, ödeve ve el yazısı saçmalığına sinirliyim. Dışarı çıkıp bağırmama izin verirsen daha iyi yapmayı denerim.” Aslında bu sözlerden sonra izin vermemem olanaksızdı çünkü yaptığım bir ödevin saçma bir bilgisayar sıkıntısı yüzünden yok olduğu ve uykumdan feragat ederek bitirmem gerektiği bir geceyi hatırladım. İçimden tek gelen okuluma, bilgisayarıma ve ödeve sinirlenmek bağırmak, çığlık atmaktı. Ona 5 tane uzun çığlığın yeterli olup olmayacağını sordum. Kendisi de eğer yeterli olmazsa gelip daha fazlasını talep edeceğini söyledi ve aramızda anlaşma el sıkışmasını yaptık. Montunu giyip bahçeye çıktı. Kimseyi rahatsız etmeyeceğini düşündüğü bir uzaklığa gittikten sonra bana bakarak çığlıklar atmaya başladı. Üçüncü çığlıktan sonra yüzü gülmeye başlamıştı ve ayakları ile yerdeki dökülen yapraklara da tekmeler atıp havanın tadını çıkartıyordu. Çığlıkları bitince geldi, yeterli olduğunu söyledi ve teşekkür etti. Sonrasında ise yapabileceği en iyi el yazısı ile ödevini bitirdi.

    Anlattığım iki olaya kısaca bakacak olursak. Bence kendileri için çok güzel yollar bulmuş iki çocuğu görüyoruz. Sinir ile başlayan davranışlarını kahkahalara ve güzel kısa anılara nasıl çevirdiklerini görüyoruz. Bana bakarak sinirli olduğunu söylemekten çekinmedi çünkü sahip olduğu duygunun sadece o andan kaynaklandığını kendisi de biliyordu. Sinirini doğru ve etrafa karşı zararsız bir şekilde akıtmalarına izin verdiğimiz için kin haline getirme gereği duymadılar. İçlerinde kalıp katılaşmasına izin vermeyip enerjiye çevirdiler. Ve bütün bunları yaparken etraflarındaki kişilerin onları anlayacağını, yargılamayacağını ve sonrasında sürekli olanları onlara hatırlatmayacağını biliyorlardı.

    Diyeceğim o ki, ilk olarak sahip olduğunuz her duygunun çok doğal olduğunu kabul edin. Siz nasıl bunlara sahipseniz etrafınızdaki kişilerin de sahip olduğunu unutmayın. Kendinize yollar keşfedin ve hepsini sonunda kahkahalar ile değiştirin. Taşımak zorunda olduğunuz bir sürü hayat yükü omuzlarınızdayken, içinizde kendinize ve başkalarına karşı katılaşıp kalan sinirden, stresten oluşmuş kin topları yüklemeyin.