Korku Gelip Geçici

    Korku tohumlarının her gün ortalığa saçıldığı bir dünyada, bilim insanları da aynı hızla tohumların kökünü kurutmak için çalışmalarına devam ediyorlar. Çalışmaların bugün geldiği nokta biz ruh sağlığı çalışanlarını daha da cesaretlendirip, araştırmalara sevk eder konumda. Yapılan araştırmaların umut verici sonuçlarını sizlerle paylaşıp, umutlarınızı yeşertmek istediğim için bu ay sizlere yabancı kaynaklı son gelişmelerden haberler vereceğim.

    Sizlere korkunun tedavisinde önemli gelişmelere sebep olan ve olmaya devam edecek 3 deneyden bahsedeceğim. Şimdiden belirtmeliyim ki bu deneyler gerekli etik koşulları sağlamış, sonuçları kabul edilmiş ve bilimsel dergiler tarafından yayınlanmıştır.

    İlk bahsedeceğim deney yıl olarak her ne kadar bize yakın olsa da bahsedeceğimiz deneyler içindeki en eski deney; 2000 yılında New York Üniversitesi’nde farelerle yapılan, korkuyu unutma deneyi. İlk olarak farelere klasik koşullanma ile korku hafızası yaratılıyor. Bu koşullanmayı yaratmak için çan sesi ile birlikte elektrik şokları veriliyor, böylece farelerin çan sesine karşı korku duyması sağlanıyor. Korku anıları geri çağrılırken, farelere anisomycin adı verilen protein sentezini önleyen bir kimyasal enjekte ediliyor. Bu kimyasal sayesinde bilgi ortaya çıktığı anda tekrar işlenmesi önlendiği gibi, eski bilgide değiştirilmiş oluyor. Korku hafızasının kaybolup kaybolmadığını test etmek için tekrar çan çalıyorlar ama fareler hiçbir korku belirtisi göstermiyor. Ledoux bu deneyi ile şunu fark ediyor; Anı her çağrıldığında yeni bir nöron bağlantısı oluşuyor ve hafıza güçlendiriliyor. Eğer tam çağırma işlemi anında bir müdahale de bulunabilirsek korkuyu hafızamızdan silebiliriz ( Joseph E. Le Doux , 2000).

    Bu deney gerçekten de ilgi çekici ve üstüne çalışılmaya değer bir sonuca ulaşmış olmalı ki 9 yıl sonra esin kaynağı bu deney olan başka bir çalışma bilim dünyasına giriş yapıyor fakat bu deneyimizde fareler yerine insanlar kullanılıyor ve herhangi bir fiziksel zarardan kaçınmak için kimyasal kullanmıyorlar. 65 katılımcının yer aldığı çalışmanın hedefi korku anılarını azaltarak yok etmektir. Katılımcılara sarı ve mavi renkli kareler gösterip, sarı kareleri orta dereceli elektrik şoku ile eşleştirmek suretiyle klasik koşullanma yapıyorlar. Sarı kareleri gördüklerinde vücutları korku belirtileri veriyor. Katılımcılar 3 gruba ayrılıyor. 1. Grup tamamen kontrol grup, 2. Grup önce küçük bir tedavi uygulanan ve tedaviden sonra 6 saat dinlendirilen grup, 3. Grup aynı küçük tedavi uygulanan fakat bu sefer 10 dakika dinlendirilen grup. 2. Ve 3. Gruba uygulanan tedavi; arka arkaya sarı ve mavi karelerin elektrik verilmeden gösterilmesi. Her sarı kart gösteriminden sonra 2. Grup 6 saat, 3. Grup 10 dakika dinleniyor. Bu işlemler katılımcılar korku belirtilerini kaybedene kadar devam ediyor. 3. Grubumuzdaki katılımcılar diğer gruplara göre daha çabuk korku belirtileri göstermeyi bırakıyorlar. 2 grup içinde 24 saatlik aradan sonra aynı tedaviler tekrar uygulanıyor. 2. Grubumuzdaki katılımcılar korku belirtileri göstermeye başladıkları halde, 3. Grubumuzdaki deneklerde korku belirtisinden eser yoktu. Bu deneyin savunduğu çok önemli bir hipotez vardır. Hipotez 10 dakikalık sürenin geri çağırma, bilgiyi oluşturma süresi olduğunu ama 10 dakikadan fazla süre verildiğinde, bilgi değiştirilmeye ve yeni anılar oluşturulmaya başlandığını savunur. Deneyin sonucu zamanlamanın çok önemli olduğunu gösteriyor, araştırmacıların belirttiğine göre; bilgiler pekiştirilmek için gün yüzüne çıktığı zaman, onları yeni bilgiler ile değiştirebilirsiniz. Ama gerekli zamanı kaçırırsanız eski bilginizle bağlantısı olan yeni bir bilgi elde edebilirsiniz ( Daniela Schiller, 2009).

     Bu iki çalışma bize korkunun kalıcılığı ve korkutuculuğunu tekrar düşünmemiz için bir kapı açıyor. Ama hala korkularımızla herhangi bir destek almadan nasıl başa çıkabileceğimizi göstermiyor. Tam bu noktada bahsedeceğim son deney devreye giriyor. 2014 yılında yayınlanmış bu deney cesaretimizi arttırıcı ve yardım eli uzatıcı etki yaratıyor.

     2014 yılında Bonn Üniversitesi tarafından 62 erkek katılımcı ile yapılan bir deneyden bahsedeceğim şimdi de. Katılımcıların burunlarından aldıkları toz haline getirilmiş oksitosin hormonu ile korkunun üstesinden gelinebileceğini ispatlayan bir deney bahsettiğimiz. Oksitosin hormonu gündelik hayatta sevgi hormonu olarak bilinir. Yapılan araştırmalarda oksitosinin amigdala adını verdiğimiz beynimizdeki korku mekanizmasındaki aktiviteleri yavaşlattığı ortaya çıkmıştır. Deneyimizde katılımcılara nötr fotoğraflar göstermişler ve bu fotoğrafları elektrik şoku ile eşleyerek korku anıları yaratmışlardır. Daha sonra katılımcılar 2 gruba ayrılmışlardır. Bir gruba placebo ilaç(kontrol grup), diğer gruba (deney grubu) 1 doz oksitosin verilmiştir. 30 dakikalık bir bekleme süresinden sonra katılımcılar fMRI cihazlarına bağlanmışlar ve bu esnada korku anları oluşturdukları fotoğraflar tekrar gösterilmiştir. fMRI cihazındaki görüntüler bize, deney grubundaki katılımcıların amigdalalarındaki hassasiyetin azaldığını göstermiştir. Ayrıca katılımcılar, korkunun fiziksel göstergesi olan terleme gibi belirtileri göstermeyi de durdurmuşlardır (Monika Eckstein, 2014).

    Psikolojinin ve bilimin bugün geldiği nokta korkularımızı yenmemiz için her açıdan cesaret verici. Adım adım yapılan bütün deneyler gösteriyor ki, korkularımızla bir ömür boyu yaşamak, onların altında ezilmek ve hayatlarımızı mahvetmelerine izin vermek zorunda değiliz ve kalmayacağız. Sonuçları kesinleşen her çalışma, kalıcı ve hasarsız yeni tedavi yöntemlerinin bulunmasına bir adım daha yaklaştırıyor bizi. Bu hızla ilerleyen araştırmalar sayesinde bugüne ve geleceğe umutla bakabiliyoruz. Korkunun yenileceği günler yakın.

Kaynakça

       Daniela Schiller, Marie-H. Monfils, Candace M. Raio, David C. Johnson, Joseph E. LeDoux & Elizabeth A. Phelps (2009). Preventing the Return of Fear in Humans Using Reconsolidation Update Mechanisms. Nature, 463, 49-53.

      Karim Nader, Glenn E. Schafe & Joseph E. Le Doux (2000). Fear Memories Require Protein Synthesis in the Amygdala for Reconsolidation After Retrieval. Nature, 406, 722-726.

     Monika Eckstein, Benjamin Becker, Dirk Scheele, Claudia Scholz, Katrin Preckel, Thomas E. Schlaepfer, Valery Grinevich, Keith M. Kendrick & Wolfgang Maier (2014). Oxytocin Facilitates the Extinction of Conditioned Fear in Humans. Biological Psychiatry,78, 194-202.