Lüneburg’ta Bir Bisikletli

         Merhaba!

      İlk gezi notları yazımı, 6 ay Erasmus sebebi ile yaşadığım Lüneburg hakkında yazmak istedim. Bu şehir ile ilgili anlatacak çok fazla konum ve hatıram var ama ilk olarak bisikletim ile yaptığım gezilerin bana öğrettiklerinden başlamak isterim.

      Almanya’da da bisikleti bir ulaşım aracı olarak yaygın bir şekilde kullanıyorlar. İnsanlar arabaya sahip olsalar bile bisikletlerini hayatlarından çıkarmıyor, haftasonu  gezileri için kullanmaya devam ediyor. Bisiklet kullanımı çok yaygın olduğu için şehir de buna göre oluşturulmuş. Orta çağ’dan kalma evlerin sokakların hepsi bisiklet park alanı ve bisiklet yoluna sahip. Okulun ilk haftası bizim için hazırlanan oryantasyon programında bisiklet kullanma kuralları, haklarımız ve sorumluluklarımız anlatıldı. Trafik kanunlarında yayalar bisikletliler ve araçlar eşit haklara sahip ve hakları korunuyor.

       Türkiye’de bisiklet kullanmayı biliyordum ama bir bisiklet trafiğine sahip olmadığımız için kendi kurallarıma ve yolun gerektirdiklerine göre bisiklet sürüyordum ki zaten ulaşım amaçlı hiç kullanmışlığım yoktu. Bisikletimi Almanya’da ilk aldığım gün benim için çok zorlayıcıydı çünkü en az arabalar için var olan trafik kuralları kadar kurallara sahipti. Bisiklet yolu da arabalar gibi sağdan akıyor ve dönmek istediğinizde kavşakları takip edip, trafik lambalarına uymanız gerekiyor. Yanlış yönde gittiğinizde veya bir kuralı atladığınızda, hız sınırlarını aştığınızda hemen diğer bisikletliler korna veya sözlü uyarı ile yanlış yaptığınızı belirtiyor. Evet bu anlattıklarımın hepsini teorik bilgide biliyordum ve öğrenmiştim, peki ya pratik? Teorik bilgiye sahip olmanız onu gerekli yerde gereğince kullanabileceğiniz anlamına gelmez hiç bir zaman. Teorik bilgi pratiğe uygulanacağı zaman hep şu “ya” ile başlayan açık kapı bırakan sorular beliriverir. Bisikletlerin arabalara göre önceliğe sahip olduğunu söylüyorlar, evet ama BÜTÜN ARABALAR mı bu kurala uyuyor? Ya uymayan birisine denk gelir ve kaza yaparsam?

          Çok güzel bir yaz gününde yine bisikletim ile şehir merkezine gidiyordum ve bisiklet yolundaydım. Güneşin açısından dolayı arkamdan gelen otobüsün gölgesi üzerime düşmüştü. Kafamı arkaya çevirerek otobüsün ne kadar uzağımda olduğunu kontrol ettim, çok uzakta sayılmazdı. Daha sonra ise önüme baktığımda durağa biraz olduğunu gördüm. Tam o an içimi bir korku kapladı, otobüs hızlanıp beni sollamaya çalışabilir. Ya da otobüs bir an önce durağa yanaşmak isteyecektir ve önüme manevra yapabilir, ben nereye kaçacağım o zaman? Aklıma hep otobüs şoförlerinin ne kadar sabırsız olduğu, trafikte yolu kaplayarak giden motorsikletlere ne kadar sinirlendikleri geldi (maalesef bisikleti caddede kullanan ve bununla karşılaşan otobüs şoförü deneyimim yok). Çok iç güdüsel bir şekilde hızlanıp kaçmak istedim. Var gücümle bisiklet pedallarını çeviriyordum, en az otobüs kadar hız yapmalıydım yoksa kaza yapabilir veya yol kenarına sıkıştırılabilirdim. Ben hızımı arttırıp giderken tabi ki göz ucuyla da olsa şoförü kontrol ediyordum, ne yapacağını kestirebilmek için. Ona baktığım anda şoförün elleri ve ağız hareketiyle bana “yavaşla, hızlı gitmene gerek yok” demeye çalıştığını anladım. Koskoca otobüs içindeki yolcularla benim hızlanmamdan endişe etmiş ve beni uyarma ihtiyacı hissetmişti. Hepsi 6-8 kilometre ile gitmeye razıydılar ama bu deli kadın ne yapıyordu? Neden hızlanmaya çalışıyordu, sokak aralarına dikkat etmeden bisikleti sürüyordu? Şok olmuş gözlerle bana bakıyorlardı. Ben neyden korkmuş olabilirdim ki!?

       Frene basıp durdum ve aldığım o nefes ile kendime geldim. Beynime inen ket açılmıştı resmen. Ben napıyordum? Basbas her yerde, konuştuğum her Alman, benimle bisiklet süren Hollandalı Fransız arkadaşlarım, okula gelen polis, hocalarımız herkes bana bisiklet önceliğinden bahsettiği halde. İster otobüs ister binek araç isterse tır olsun, beni tehlikeye sokma haklarının olmadığı benimle aynı hızla gitmek zorunda olduklarını biliyorlardı, bunu ben de biliyordum. O zaman neden ben kendimi tehlikeye sokuyordum? Cevabı benim açımdan şöyle; öğrendiğiniz hiç bir bilgi ile yıllardır oluşturduğunuz kültürel birikimin üstesinden gelemezsiniz. İsterse size 40 kere söylensin, eğer 20 küsur yıldır içinde yaşadığınız ve her gün deneyimlediğiniz bir gerçek varsa; bunun üstesinden ancak başka bir deneyim gelir. Demem o ki, tabi ki dinlemek kulağa küpe yapmak çok güzel. Ama tam olarak işinize yarayacağı zamanda ona ulaşmak istiyorsanız, deneyimleyin. Dinlediğinizde bu sadece öğrenilir ama deneyimlediğinizde hafızanız ve duyu organlarınızda kaydedilir. Bilgileriniz bloklanırsa  vücudunuz tepkisini gösterip size hatırlatır, vücudunuz bloklansa bile emin olan beyniniz bir yolunu bulup size bu kıymetli hatırayı ve çıkardığınız dersi iletecektir.

“Lüneburg’ta Bir Bisikletli” için bir yorum

  1. Son paragrafta yaptığınız tespit ve çözümleme gerçekten mükemmel.
    Bu güzel yazı ve ders dolu sözleriniz işin teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir